Balayı Adası Mauritius’a Gittik

Balayı Adası Mauritius’a Gittik

20 Ağustos 2019 0 Yazar: TekKelime

Afrika kıtasının incisi sayılabilecek bir ada ülkesine gittik: Mauritius. Balayı adası diye tanıtılan şehir ayrılık sebebi gibi; ışık yok, yemek yok, açlıktan birbirimizi yedik durduk, Web’de aradığınızda inanılmaz manzaralarıyla bir güzel pazarlıyorlar bu adayı. Ancak manzaralı sahilleri dışında gördüklerimizi ballandıra ballandıra anlatamayacağım; söyleyeceklerim o kurduğunuz ‘Afrika’da balayı’ hayallerinizi yıkabilir; pek hoşunuza gitmeyecek.

PORTAKAL ADASI

Hollandalılar, 1598 yılında adayı ele geçirerek ‘Portakal Adası’ anlamına gelen ‘Maurice’ adını vermiş bu kara parçasına.

Daha sonra adayı alan Fransızlar adını ‘Isle de France’ olarak değiştirse de, ülkenin adı, İngilizlerin ele geçirmesinin ardından adı Mauritius olarak kalmış. 1957 yılında ise özerklik kazanmışlar.

İSTANBUL KADAR ADA

Dünya haritasına baktığınızda Madagaskar’ın yanında küçük bir nokta gibi görünse de İstanbul büyüklüğünde bir ada ülkesi burası ve bir ucundan diğer ucuna araçla seyahat etmek yaklaşık 2 saatinizi alıyor.

10 SAATLİK YOLCULUK

Bu adaya gitmek, Türkiye’den Türk Hava Yolları ile aktarmasız olarak yaklaşık 10 saat sürüyor. 10 saat uçak seyahati başta göz korkutsa da gece seyahati olması ve THY ekibinin hizmetindeki kalite sizi rahatlatacak.

Yemek ve içecek servisleri oldukça iyi. Yolculuk sırasında ise size, içerisinde göz bandı, kulak tıkacı, terlik ve hatta dudak balm’ı olan küçük bir çanta bile veriliyor. Yani destek için her an tetikte bekleyen bir ekip, yolculuk boyunca yanınızda.

HER ŞEY GİBİ TAKSİLER DE PAHALI

Biz havaalanına çok erken saatte geldiğimiz için adanın diğer ucundaki Le Choisy’e gitmek için taksi kullanmak zorunda kaldık. Ancak fiyatlar öyle yüksekti ki 70 dolar verip Le Choisy’e gitmektense adanın ortasında olan Başkent Port Louis’e gitmeye karar verdik. Bunun için de 55 dolar ödememiz gerekti.

Buradan kişi başı 31 Mauritius Rupisi yani 4.50 Türk lirası vererek Le Choisy’e ulaştık. Eşyaları bırakıp okyanusun kenarına attık kendimizi.

OTOBÜSTEN KONFOR BEKLEMEYİN

Otobüs, taksilere göre tabii ki fiyatıyla cezbediyor. Ancak yanınıza soğan esintileriyle oturacak bir Mauritiusluyla bozuk yollarda sürekli sarsılan otobüs nedeniyle yapış yapış gitmeniz çok olası.

Sıkı tutunun ve otobüsten indikten sonra dayak yemiş gibi hissetmeyi göze alın.

PALMİYE AĞAÇLARININ ARASINDA MASMAVİ MANZARA

Palmiye ağaçları, masmavi okyanusun kenarında parlayan kumsal, kendi halinde salınan tekneler ve gün batımında yerlilerin oyunlar oynamasıysa sizi hayatın karmaşasından uzaklaştırıp kendi içine çekecek.

SAAT 6’DAN SONRA HERKES EVİNE DAĞILIYOR

Saat 6 olmadan gün batımı manzarasının karşısında buluyorsunuz kendinizi. Siz o mükemmel manzaraya kendinizi kaptırmışken saat 6’yı vurduğunda çoktan zifiri karanlığın içinde olduğunuzu fark ediyorsunuz.

Evet Türkiye’ye göre çok daha erken gece oluyor Temmuz ayında ve bu saatte herkes evine çekiliyor, hatta uykuya dalıyor. Sessizliğin içinde yürürken, otellerin barlarından gelen Hint ezgileri, sizi içeri davet ediyor.

GECE HAYATI DA PAHALI

Delice dans edip eğlenen Mauritius yerlileri beklemeyin tabii. Birçok barda 10-15 kişi elinde içecekleriyle sohbet ediyor, birkaç saat sonra gidiyorlar. Bunların çoğu da turist.

Giriş ücretleri ortalama kişi başı 4 bin rupi civarında. Bu da 570 lira demek oluyor ki “Ne gerek var bu kadar para vermeye” deyip ayrılıyorsunuz oradan.

SOKAKLAR HAYAL KIRIKLIĞI

Uçakta adanın üzerinde süzülürken, bolca tarla ve tek katlı evler görüyorsunuz. Ada genelinde başkent Port Louis dışında çok katlı binalara rastlamak da pek mümkün değil. Burada en çok dikkat çeken ise, binaların bakımsız ve yıkıldı yıkılacak gibi durması.

HER YER, HERKES SOĞAN KOKUYOR

Sahildeki o inanılmaz manzaralardan sonra sokaklar sizi hayal kırıklığına uğratacak. Buralarda sizi, hurdalarla bahçe çitleri oluşturulmuş ve boyası dökülmüş gecekondular karşılayacak. Yemeklerinde bolca soğan kullanmaları da, sokaklardaki ağır kokunun sebebi olmuş.

Soğan, adada önemli bir yere sahip. Neredeyse tüm yemeklerini soğanla yapıyorlar ve patates kızartmalarında bile o kokuyu alabiliyorsunuz.

Şehir merkezinden bir görünüm (Sağ alt); Ülkedeki fakirliği ve gelişmemişliği anlamanız için şehrin merkezinde bir tur yürüyüş yapmanız bile yeterli. Kurutulmuş balık (Solda); yerel halk kurutulmuş balığın ağrılara iyi geldiği inancını taşıyor. Bu sebeple pazar yerlerinde kurutulmuş balıktan bolca bulabilmeniz mümkün. Pazar yeri (Sağ üstte); burun delikleriniz kokuya dayanıklıysa gözlem yapmak için gezmenizi önerebiliriz, yok ben kokuya gelemem diyorsanız bu ülkede pazar yeri kesinlikle görmeye değmez.

BAŞKENT PORT LOUİS’TE FARELERLE SELAMLAŞIN

Başkent Port Louis’te daha normal bir manzarayla karşılaşmayı düşünerek yola çıktık. Ancak şehir merkezinde tüm adaya dağılan otobüslerin olduğu istasyonda, yerlerdeki çöplerin arasında gezen fareler size adeta “Hoşgeldiniz” diyor.

PAZAR YERLERİNDE BURNUMUZU TUTARAK YÜRÜDÜK

Sokak aralarında kurulan pazar yerlerinde kızarttıkları yiyeceklerden ve kuruyemişlerinden kaynaklı çok ağır bir koku var. Keyifle yürüyemiyorsunuz buralarda.

Zaten pahalı olan bu ülkede, insanlar turist olduğunuzu anlayıp hemen sizi kazıklamak için bir fırsat kolluyorlar. Taksiciler onlarca dolara bir şehirden diğerine taşımayı teklif ediyor; satıcılar, normalin iki katı fiyata ellerinde ne varsa satmaya çalışıyor.

TROPİKAL MEYVELER YOK

Tropikal bir ada olmasına rağmen öyle Tayland’daki gibi rengarenk meyveler de beklemeyin, bulamayacaksınız. Hindistan cevizi, mango, ananas gibi meyveler var evet ama çok değil, sık sık karşınıza çıkmayacak. Biz bulunca fotoğrafladık tabii.

RESTORANLARDA TAVUĞA DOYACAKSINIZ

Sebze ve meyve çeşitliliği yok denecek kadar az. Dolayısıyla restoranlarda menü istediğinizde balık, biraz daha balık, karides ve tavuk göreceksiniz. En ucuzu tavuk olduğu için bolca tavuk yiyeceksiniz. Çünkü burada yiyecekten içeceğe, taksiden benzine kadar her şey pahalı.

BİR ÖĞÜN YEMEK 300 RUPİ

Karides ve balık her restorantın menüsünde en üstte yer alıyor. Bunun dışında bolca ızgara tavuk ve vejeteryan köfteler alabiliyorsunuz.

Yemek fiyatları neredeyse her restorantta aynı. 300 rupi yani 42 lira ile tek kişilik bir yemek alabiliyorsunuz. Bir öğün yemek için 40 lirayı gözden çıkarın. İçecek de almak isterseniz 150 rupi yani 21 lira daha ödeyeceksiniz (Evet, su bile 21 lira).

SSR BOTANİK PARKI GÖRÜLMEYE DEĞER

Yemekten kalan paralarınızı cebinize koyup, o Mauritius yazınca inanılmaz fotoğraflarla sizi cezbeden parkları gezmeye başladık. SSR Botanik Parkı, bizim için ilk sıradaydı.

Dev ağaçların arasında bu büyük parkta gezerken, daha önce görmediğiniz bitkilerle karşılaşacaksınız.

NİLÜFERLİ GÖL

Dev ağaç köklerinin üzerine çıkıp poz vermeyi ihmal etmeyin tabii. Bu parkın en dikkat çekici yeri ise nilüferlerin olduğu göl. Bir bebeği bile taşıyabilecek kadar büyük olan nilüferli göl, parkın en gözde yeri.

CASELA PARKI’NDA SAFARİ KEYFİ YAPMAYI PLANLAMAYIN

150 çeşit hayvan, binbir çeşit kuş var inanılmaz güzel diyerek övülen bir park Casela. Ancak girdiğinizde beklentileriniz yerle bir olacak. Sağınıza döndüğünüzde inek, solunuza döndüğünüzde eşek, parkta yürürken karşınıza çıkan hindiler bize pek de ilginç hayvanlar olarak gelmedi açıkçası.

SAFARİ 5 DAKİKA SÜRÜYOR

Bu parkta safari dedikleri noktada sıraya girdiğinizde otobüse bineceksiniz ancak kendinizi çok kaptırmamanızı tavsiye ederim zira ormanın içinde ilerlerken 5 dakika sonra başladığınız noktaya geri dönüyorsunuz ve aslan, kaplan vs. görmeden araçtan inmiş oluyorsunuz.

Biz sadece uzaktan bizi ve bizim gibileri seyreden deveye el salladık ve diğer turistlerle birlikte kendimizi salak yerine konmuş gibi hissederek indik araçtan.

Biz bu noktadan sonra, zaten girişte verdiğimiz kişi başı 1.700 rupi yani yaklaşık 250 lirayı hatırlayıp usulca uzaklaştık girdiğimiz bu “inanılmaz güzel” parktan…

OKYANUSU SEYREDİN

Siz buraya kadar geldiyseniz boşverin ada içinde gezmeyi. Gidin bir plaja, incecik kumların üzerinde yürüyün ve okyanusun tadını çıkarın.

Plajların en güzeli Flic en Flac’da ve Grand Baie şehirlerinde. Buralarda isterseniz her an bulabileceğiniz turizm çalışanları var. Su altı yürüyüşü yapıp balıkları izleyebilir ya da bir tekneyle Mauritius’un yanındaki küçük adacıkları ziyarete gidebilirsiniz.

CHAMAREL

Chamarel küçük bir kasaba. Burada Chamarel‘in 7 renkli toprağını görebilirsiniz. Aynı bölgede Chamarel şelalesini gezerek ve Curious Corner of Chamarel Müzesi’nde ‘anahtar bulma’ gibi bilmeceler oynayarak eğlenebilirsiniz.

DODO KUŞU

Tabii bu adanın simgesi olan Dodo kuşundan bahsetmeden bitirmeyeyim yazıyı. Dodo kuşu ülkenin her yerinde; reklam afişlerinde, duvarlarda, paraların üzerinde ve bahçelerde heykel olarak kullanılıyor. Bu kuşun Mauritiuslular için bir önemi var.

Coğrafi keşifler yapıldığı sırada Portekizli denizciler, 1598 yılında Mauritius Adaları’na ulaştıklarında o güne kadar görmedikleri bir kuşla karşılaştılar: Dodo kuşu. Tavuğa benzeyen ancak daha büyük olan, hantal bir canlıydı bu.

ÖLDÜRÜP ETİNİ, YUMURTALARINI YEDİLER

Gemiciler saldırgan olmayan bu canlının yaklaşımını “aptallık” olarak değerlendirdi. Yanlarına yaklaşan dodoları sopalarla vurarak öldürüp sofralarına taşıdılar.

Uçamadıkları için toprak üzerine yaptıkları yuvalara bırakılan yumurtaları topladılar ve bu uçamayan kuşların sayısı giderek azaldı, nesli tükendi.

SEMBOL HALİNE GELDİ

Dodo kendine özgü bir kuştu ve yaklaşık üç asır sonra bile, insanoğlunun “tehlikeli yaratık” olduğunu yansıtan bir sembol olarak akıllara yerleşti.

Şimdilerde Mauritius’ta her yerde bir Dodo sembolü görebililir, hediyelik eşya bölümünde dahi Dodo anahtarlıklar, heykelcikler alabilirsiniz.